Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Dumlupınar Belgeseli Son Söz Vatan Sağolsun DvdRip

Tarih: 14 Ekim 2008 | Yazar: ..denqeSiz..

dumlupınar Belheseli

Son Söz

için doğmuşlardı, Ölümleri de de oldu…

Devamini Oku

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

National Geographic Vampires - Vampirler

Tarih: 11 Ekim 2008 | Yazar: ..denqeSiz..

Vampires

: AVI
/Info :
: 453 MiB
: 51dk 56s
Kapsamlı BitOranı : 1220

Devamini Oku

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

Kara Dul Örümceğine Ait Ağın Sırrını Çözdü

Tarih: 17 Haziran 2007 | Yazar: Yaban

Ilim Adamlari öldürücü “kara Dul” örümceğinin Ağinin Sirrini çözdü!

BİLİM ADAMLARI ÖLDÜRÜCÜ “KARA DUL” ÖRÜMCEĞİNİN AĞININ SIRRINI ÇÖZDÜ!.. ÖRÜMCEK AĞININ SAĞLIKTAN SPORA BİRÇOK ALANDA FAYDALI OLABİLECEĞİ AÇIKLANDI!.. DETAYLAR İÇİN TIKLAYIN!..

Bilim adamları, öldürücü zehre sahip “kara dul” örümceğinin ağının sırrını çözdü. California üniversitesi uzmanlarının sırrını ortaya çıkardığı ağ, dayanıklılığı ve esnekliğiyle diğer örümceklerin ağlarından çok daha sağlam olarak biliniyor. Bu esneklik, ağa müthiş bir enerjiyi emebilme imkanı veriyor.

Örümcek ağının özellikleri; askeri, tıbbi ve sportif sahalarda ilgililerin özellikle dikkatini çekiyor. Daha dayanıklı kurşun geçirmez yelek, daha sağlam tıbbi malzeme ve spor aleti üretmek mümkün olabilecek.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

En Uzun Nehir !!

Tarih: 17 Haziran 2007 | Yazar: Yaban

10 ‘En uzun nehir Nil değil, Amazon’


‘En uzun nehir Nil değil, Amazon’

Brezilyalı bilimadamları, dünyanın en uzun nehrinin Nil değil, Amazon olduğunu iddia etti.

Bilimadamları, Peru’da 14 gün boyunca yaptıkları keşiften sonra, taşıdığı su miktarı olarak ilk sırada yer alan, ancak uzunluk olarak Nil’den sonra ikinci sırada kabul edilen Amazon’un doğduğu noktanın aslında sanılandan daha da güneyde olduğunu saptadıklarını kaydetti.

Brezilyalı bilim adamları, Amazon’un yeni başlangıç noktasıyla uzunluğunun 6800 kilometreyle 6695 kilometrelik Nil’den daha uzun olduğunu öne sürdü.

Bugüne kadar Peru’daki And dağlarının zirvesinden doğduğu kabul edilen 6500 kilometrelik Amazon nehri Atlas Okyanusuna dökülüyor.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. ATMOSFERDEKİ SERA ETKİSİ VE ISINMA ARTACAK ..:

Tarih: 20 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

ATMOSFERDEKİ SERA ETKİSİ VE ISINMA ARTACAK
Bilimadamları bu oluşumun tahmin edilenden 40 yıl önce ortaya çıktığına dikkat çekiyor.

Yeryüzünde temel olarak 2 karbon kuyusu bulunuyor. Okyanuslar ve biyosfer.

Bilimadamları, okyanuslar, denizler, göller ve ormanların, insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 salımının yaklaşık yarısını soğurduğunu, Güney Okyanusu’nun tek başına bu işlemin yüzde 15’ini yerine getirdiğini belirterek, bu okyanusun doyma noktasına ulaşmasıyla atmosferde daha fazla CO2’nin kalacağını ve atmosferdeki sera etkisinin ve ısınmanın artacağını kaydettiler.


Uzmanlar doğal yollarla emilimin zorlaştığına dikkat çekerek, atmosfere salınınan sera gazlarının oranının sınırlandırılmasının önemini vurguluyor.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. TısskıNç Espriler | Ehue.. ..:

Tarih: 19 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

* Çiçekler doğanın gülüşüdür, çiçeksiz insan kafayı üşütür.
* Mutluluğun formülü şudur: Ya dertleri zevk edineceksin ya da olacaksın kaçık. İyimser ol, sakın verme açık. Canın sıkılınca dolaşmaya çık.
* Eskiden cami kapısına çocuk bırakıyorlardı. Şimdi o çocuklar büyüdü, caminin kapısını çalıp götürüyorlar…
* Başımı sokacak bir ev buldum ama ayaklarım dışarıda kaldı…
* Çevreye hor bakan, güzelliğe zor bakar.
* Gülmeyen insanın karnı tok olsa bile ruhu açtır
* Gülmek herkes için en önemli bir ihtiyaçtır.
* Türkiye’de bir ileri gelenler vardır, bir de ileri gidenler: İleri gelenler ileri gidenleri hizaya sokmayı görev edinirler…
* Sigaranın dumanı, dindar olsa bile, çevreyi kirletenin yoktur imanı.
* Yoksa içinde ufacık da olsa bir umut, mutlu yaşamayı unut.
* Her yanı çiçeklerle donat ki olsun yaşamak bir sanat.
* Ne kadar çok tapılırsa paraya, o kadar çok duvar örülür insanlarla araya.
* Su gelir millendirir, etrafını göllendirir; aşk çok konuşanı dut yemiş bülbül yapar, dilsizi dillendirir. Bu aşkın tanıklarını da söylendirir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. Efsane Gerçek Oldu | 19 Mayıs’ta Ay ve Yıldız Bir Arada ..:

Tarih: 19 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

Image19 Mayıs’ta gökyüzünde Türk bayrağı belirecek. 500 yılda bir meydana gök olayı tüm yurttan izlenebilecek.

SAMSUN Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Yücel Tanyeri, önümüzdeki 19 Mayıs’ta, ay ve yıldızın Türk bayrağındaki şekli alacağını belirterek, “2007 yılı astronomide olağanüstü rastlantıların bir araya geldiği bir yıl olacak. Bu olağanüstü gökyüzü olaylarından ülkemizi ilgilendiren en ilginç rastlantı, 19 Mayıs gününde yaşanacak. Ay ve yıldız bayrağımızın şeklini alacak” dedi.

EFSANE DEĞİL GERÇEK


Ulu Önder Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak üzere Samsun’a çıkmasının 88′inci yıldönümünde saat 15.00 sıralarında başlayacak olan gökyüzü olayının bir efsane olmadığını ve bilimsel bir çalışma olduğunu dile getiren Prof.Dr. Tanyeri, “Ay ve yıldız bir çok kez bayrağımızın şeklini almıştır. Ancak bu rastlantının 19 Mayıs gününe denk gelmesi 500 milyonda bir ihtimal. Saat 15.00 sıralarında başlayacak olan bu gökyüzü olayı, gün ilerledikçe daha belirgin olarak gözlemlenecek. Venüs ve ay birlikte batı yönüne doğru ilerleyecek. Güneş saat 19.20 sıralarında battıktan sonra ise (ay- yıldız) görünümü doğal olarak çok daha belirgin bir hale gelecektir. Bu görüntü saat 22.30’a kadar sürecek” diye konuştu.

ÜLKENİN HER TARAFINDAN İZLENEBİLECEK


Bu olayın 28 Temmuz 1389 yılında Kosova Meydan Muharebesi sonunda Jüpiter gezegeninin ayın hilali önüne gelmesi ve bu görüntünün şehit bir askerin kanına yansıyarak Türk bayrağının yaratılmasına ilham kaynağı olduğunu belirten Prof.Dr. Yücel Tanyeri, “Bu görüntünün bir efsane değil, gerçek olduğu bilgisayar astronomi programlarıyla da kanıtlanmıştır. Bu olağanüstü olay ülkemizde büyük bir coşkuyla kutlanan 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı’mız sırasında Samsun’da olduğu gibi tüm ülkemizde de ilgiyle izlenecektir” dedi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. Gezegenler | Gezegenler Hakkında Bilgi ..:

Tarih: 18 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

Gezegen ve Gezegenler hakkında Bilgi:

Bir yıldızın etrafında dolanan ve kendisi yıldız olmayan doğal gök cisimlerine gezegen adı verilir. Dar anlamıyla, Güneş Sistemi içinde, Güneş’in doğrudan uydusu olan ve Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) tarafından bu tanıma uygun bulunmuş 8 gök cismini belirlemede kullanılır. Güneş Sistemi’nde, resmi olarak kabul edilen ’sekiz gezegen’den başka, bu cisimlerle boyut, yörünge ve fiziksel özellikler açısından aynı gruba konabilecek yeni gök cisimlerinin keşfedilmesi, bir yandan da başka yıldızların etrafında da Güneş Sistemi gezegenlerine benzer gök cisimlerinin dolandığının saptanması, ‘gezegen’ tanımının sınırlarının bulanıklaşmasına olmuştur.

Uluslararası Gökbilim Birliği’nin (IAU), 1919 yılından bu yana kabul ettiği Güneş Sistemi’nin 8 gezegeni, güneşe yakınlık sıralarına göre şunlardır:

1. Merkür,
2. Venüs,
3. Dünya,
4. Mars,
5. Jüpiter,
6. Satürn,
7. Uranüs,
8. Neptün
Bu 8 gezegenin dışında daha önce gezegen olarak tanımlanan Plüton IAU’nun yeni tanımlamasına göre Cüce Gezegen olarak kabul edilmektedir.

Güneş Sistemi dışındaki gezegenler
1995 yılında Michel Mayor ve Didier Queloz tarafından 51 Pegasi adlı yıldızın çevresinde dönen bir gök cismi keşfedildiğinde, bu cismin ‘gezegen’ olarak tanımlanması uygun görüldü. 1995-2005 yılları arasında yapılan gözlemlerle, 100′ü aşkın değişik yıldız çevresinde dolanan 150′den fazla gezegen bulundu. Güneş Sistemi gezegenleri ile karıştırılmaması için bu cisimlere ‘Güneş dışı gezegenler’ veya Güneş Sistemi dışı gezegenler adı verilmektedir. Yine karışıklığı önlemek amacıyla, bu tür gezegenlerin yıldızları ile birlikte oluşturdukları sistemlere genel olarak gezegen sistemi ya da ‘yıldız sistemi’ adı verilmektedir. ‘Güneş Sistemi’ adı ise, yalnızca özel ad olarak Güneş ve uydularının oluşturduğu gezegen sistemini tanımlamada kullanılır. ek olarak 1996 yılında amerikalı uzay bilimcisi arthur frank elbourn ‘un yapmış olduğu bir takım araştırmalar uzay hakkında daha da fazla bilgi almamızı sağlamıştır. arthur frank elbourn un yapmış olduğu çalışmlarda 10 olan gezegen sayısı aslında 12 gezegen vardi. goono ve afelbourn ismi verdiği iki gezegen daha keşfetti. nasa tarafından doğrulanan bu gezegenler fazla medyaya duyurulmadı.

Tarih boyunca gezegen kavramı
Elimize ulaşan tarihsel kayıtlar incelendiğinde, Türkçe’nin genç sözcüklerinden olan ‘gezegen’in diğer dillerde uzun süredir var olan karşılıklarının, gökyüzünde yıldızların alışılmış hareketlerinden farklı davranışları ile dikkati çeken ‘aykırı’ yıldızlar için kullanıldığı görülür. Batı dillerinde gezegen kavramı Eski Yunan’da ‘başıboş dolaşan’ anlamında kullanılan planitis (πλανήτης) sözcüğünden türetilmiş sözcüklerle ifade edilmektedir. Yakın tarihe kadar Türkçe’de kullanılan Arapça kökenli seyyare sözcüğü de benzer anlam taşımaktadır. Türkçe gezegen sözcüğü de, bu yıldızların gökyüzünde diğer sabit yıldızların arasında ‘gezinmelerinden’ esinlenilerek türetilmiştir.

17.ci yüzyıla dek bilinen beş gezegen (Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn), insan kültürü ile tarih boyunca içiçe olmuş, çeşitli kültürlerde tanrılarla bağdaştırılarak mitolojinin, klasik elementlerle bağdaştırılarak felsefenin ve astrolojinin önemli bir parçasını oluşturmuşlardır. 17.ci yüzyılda Kopernik’in o güne dek yaygın olan yermerkezli görüşü sarsan kozmolojik devrimi ile güneşmerkezli evren anlayışının ağırlık kazanması sonucunda dünyanın da bir gezegen olduğu kabul edilmiş, böylece gezegen kavramı ‘gökte başıboş dolaşan yıldız’dan günümüzdeki gökbilimsel anlamına oturmuştur.

18.ci yüzyılda keşfedilen Uranüs gezegenler listesine yedinci sırayla kolaylıkla eklenirken, 1801 ve 1802′de Güneş Sistemi’nin Ceres ve Pallas adlarını alan iki yeni üyesi bulunduğunda, küçüklükleri nedeniyle gezegen sayılmayarak Sir William Herschel’in verdiği asteroit tanımı içine alındılar. İzleyen yıllarda keşfedilen benzer niteliklerde yeni küçük gök cisimleri de bu kategoriye eklendiler. Böylece Titius-Bode yasasının öngördüğü şekilde Mars ile Jüpiter yörüngeleri arasında bir başka gezegen bulunması gerektiği sorunu çözümlenmiş oldu. Ancak bu kez Uranüs yörüngesindeki tedirginliklerden sorumlu yeni bir gezegen arayışı başladı. Bu sorunun yanıtını da 1846 yılında bulunan ve sekizinci gezegen olarak benimsenen Neptün getirdi. Güneş Sistemi içinde gözlenen tüm tedirginliklerin henüz keşfedilmemiş bir ‘bilinmeyen gezegen’ ile açıklanabileceği yaklaşımının bu şekilde meyvasını vermesi, ‘gezegen avcılarını’ cesaretlendirerek dokuzuncu gezegenin aranmasına başlandı. Ancak, giderek daha güçlü teleskopların yapılması, gökyüzünü inceleyen insan ve kuruluş sayısının artması, 19.yüzyıl sonunda astrofotografi tekniğinin ortaya çıkması gibi gelişmeler sayesinde önemsiz sayılacak gökcisimlerinin saptanabilir hale gelmesine ve yeni bulunan asteroit sayısının bini aşmasına karşın, 1930′da Plüton bulunduğunda neredeyse yüz yıl geçmişti. Bu uzun bekleyiş, Plüton’a dokuzuncu gezegen olma onurunu kazandırırken, açıklamasını da birlikte getiriyordu: yeni gezegen o ana dek bilinen en küçük gezegen Merkür’ün yarısından daha küçük çapta ve otuzda biri kütlesinde, aralarında Ay’ın da bulunduğu birçok gezegen uydusundan daha küçük, üstelik alışılmadık bir yörüngede idi. Bütün bunlara karşın, en büyük asteroit Ceres’ten daha büyük olan ve Güneş çevresinde dönen dokuzuncu büyük gök cismi olan Plüton’un dokuzuncu gezegen sıfatı 20. yüzyıl sonlarına kadar tartışma konusu olmadı.

Hollandalı gökbilimci Kuiper tarafından kuramsal olarak ortaya atılan ve bugün Kuiper kuşağı olarak bilinen bölge, Güneş’ten 30-50 A.Ü (astronomi ünitesi-gökbilim birimi) yani yaklaşık 4,5-7,5 milyar km. uzaklıktaki alanı kaplar ve Güneş çevresinde dönen çok sayıda küçük gök cisminin bu aralıkta yer aldıklarına 1950′lerden bu yana inanılmaktadır. 1992 yılında, o ana dek Kuiper kuşağının bilinen tek üyesi Plüton gezegeni iken, (15760) 1992 QB1 geçici adıyla tanınan ‘ilk Kuiper kuşağı cismi’nin bulunması ve bunu kısa sürede çok sayıda yenilerinin izlemesi ile bu yeni gök cisimi sınıfı bir kavram olarak netleşmeye başladı. Plüton’un bilimsel anlamda bu sınıfın bir üyesi olduğu gökbilim çevreleri tarafından kabul edilirken, hala bir gezegen olarak kabul edilip edilmeyeceği konusu popüler bir tartışma biçimini aldı. Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU) 1999 yılında Plüton’un resmi olarak Güneş sistemi’nin dokuzuncu gezegeni kabul edildiğini ve bunun değiştirilmesinin düşünülmediğini açıklayan bir bildiri yayınlamak zorunda kaldı.

2002 yılında Plüton’un yarısı çapındaki 50000 Quaoar’ın, 2004′te ise neredeyse Plüton büyüklüğünde 90377 Sedna’nın keşfi, Plüton’un diğer Kuiper kuşağı cisimlerinden (Kuiper Belt Objects-KBO) fazla ayrıcalıklı olmadığını göstermesi bakımından önemli görüldü. 29 Temmuz 2005′de üç yeni Kuiper kuşağı cisimi daha bulunduğu açıklandı. Bunlardan 2003 UB313 adlı olanı, Plüton’dan daha büyük olması nedeni ile bazılarınca 10.cu gezegen ilan edilirken bir yandan da Plüton’un gezegen sıfatının gözden geçirilmesi tartışmaları yeniden alevlendi. amerika da yapılan araştırmalar sonucunda aslında 12 gezegen dışında dört gezegen daha keşfedilmiş. bunlar pluton dan daha büyük ve yapılan araştırmalarda bu dört gezegenin bir tanesinde yaşamsal bir belirti olabileceği söylenmektedir. yalnız dunyaya çok uzak olan bu dört gezegen nasa nın yapmış olduğu gizlia raştırmalar sonucunda ortaya çıkarılmış, ve medyadan bugune kadar saklanmıştır. medyaya nasıl sızdığı bilinmemekte olup araştırmaların devam ettiği söylenmektedir.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. NASA’nın araştırması uykusuzluğa çare olabilir ..:

Tarih: 18 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

NASA’nın araştırması uykusuzluğa çare olabilir

NASA’nın, astronotları Mars’ın 25 saat süren bir gününe hazırlamak amacıyla yaptığı bir araştırma, Dünya’da uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için çare olabilir.

NASA için araştırmayı yapan bilim adamları, 25 saatlik bir Mars gününe astronotların hazırlanmaları amacıyla denekleri akşamları iki kez 45 dakika çok parlak ışığa maruz bıraktılar.

İnsanların biyolojik saatinin 23 saat 47 dakikadan 24 saat 48 dakikaya çıkabileceğini ortaya koyan araştırma, ışığın biyolojik saat için önemini gösterdi.

Araştırmanın, deneğin akşam iki kez 45 dakika canlı ışığa maruz bırakılmasıyla uyku döngüsünün uzatılabileceğini ortaya koyduğunu belirten bilim adamları, ışıkla tedavinin, saat farkı veya gece çalışma gibi uyku düzeninde bozulmaya olan unsurlardan ötürü uykusuzluk rahatsızlığı çekenler için yardımcı olabileceğini kaydettiler.

Araştırmaya katılan tüm denekler, Dünya’dakinden bir saat fazla olan Mars gününe, uyku düzenlerini adapte edebildiler.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

:.. Bilgisayar Korsanları Başarılı ..:

Tarih: 18 Mayıs 2007 | Yazar: Yaban

 

Bilgasayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranının arttığı bildirildi.

 

IBM kuruluşu Internet Security Systems (ISS) tarafından hazırlanan Mayıs ayı güvenlik raporuna ilişkin yapılan yazılı açıklamada, Nisan 2007 döneminde bilgisayar korsanlarının saldırılarındaki başarı oranında yüzde 25,3 düzeyinde önemli bir artış olduğu belirtilerek, korsanların artık daha etkili ve klasik güvenlik önlemlerinin yetersiz kaldığı teknolojiler kullandıklarına dikkat çekildi.

Raporda dikkati çeken en önemli verinin, bilgisayar korsanlarının sistemlere erişme oranındaki ciddi artış olduğuna işaret edilen açıklamada, Nisan ayında bir önceki aya göre saldırılarda yüzde 7′lik bir artış olduğu bildirildi.

IBM ISS analistlerinin Nisan ayında 510 güvenlik tehdidini araştırdığı, virüsler, solucanlar, hedefli saldırılar üreten kötü niyetli kod yazarlarının araştırma veri tabanında önemli bir orana sahip zafiyetler olarak yer aldığı kaydedildi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorumlar (0)

Web Stats